Gonderilme : Pazar, Mart 16th, 2008 Saat: 14:01



’Komutan, siz nasıl Müslüman’sınız?’
Türk Silahlı Kuvvetleri, son iki haftadır siyasal tartışmaların merkezinde. Sınır ötesi operasyonun sona ermesiyle ilgili tartışmalar tam bitmiÅŸken bu kez eski genelkurmay baÅŸkanları arasında polemik baÅŸladı. Kimileri bu tartışmaların TSK’yı yıprattığı görüşünde. Olabilir. Ama, gelin size bir Türk subayının yurtdışı operasyonunu anlatayım; siz karar verin bu tartışmaların bir ceviz kabuÄŸunu doldurup doldurmayacağına…

BİR yıl önce… İstanbul ÅžiÅŸli’de mütevazı bir ofisteydim. Komutanla iki yıldır tanışıyoruz. Her defasında sormuÅŸ ancak yanıt alamamıştım; “zamanı deÄŸil” diyordu.

Demek zamanı o gün, o saat gelmiÅŸti…

16 yıl önce…

4 Nisan 1992 gecesi Sırplar, Saraybosna’nın tepelerini kuşattı.Bir ay önce referandumla bağımsızlık kararı alan Bosna-Hersek’teki Müslüman çoğunluğu yok etmek istiyorlardı.

Öncelikli hedeflerinde Saraybosna vardı. Burayı ele geçirirlerse biliyorlardı ki savaşı kazanacaklardı.

Kuşatma tam 1425 gün sürdü. Bu süre boyunca şehre günde ortalama 329 havan topu düştü. Aşırı Sırp milliyetçisi Çetnikler, Saraybosna’nın (ve Tuzla, Mostar, Zenica, Bihaç, Travnik vd.) acısını Müslüman köylerden, kasabalardan çıkardılar; binlerce insanı inançlarından dolayı öldürdüler.

Savaşta; 312 bin insan öldü. 35 bini çocuktu.
Kuşatma altındaki Saraybosna’da ölen çocuk sayısı 1566 idi.

BEYAZ ÇUVAL

İki çocuÄŸunu ÅŸehit veren Halide Boyadzic, bu acılı analardan sadece biriydi…

Evleri, Saraybosna tepelerine yakın “Sivri Kayalar” bölgesindeydi. Sırp Çetnikler ağır silahlarıyla saldırıya geçtiklerinde, kayaları kendilerine siper yapıp karşı koyuyorlardı.

Yine bir gün…

/_newsimages/5192558.jpg
Çatışmanın tam ortasında mühimmatları bitti. YaÄŸmur gibi mermi yağıyordu üzerlerine. Çaresizdiler. Halide’nin biri 14, diÄŸeri 16 yaşındaki iki oÄŸlu, evlerinin bodrum katında sakladıkları el bombalarını getirmek için kayaların ardından çıkıp koÅŸarak eve gittiler. Tam eve girmiÅŸlerdi ki…

Halide Boyadzic’in feryadı o günkü çatışmayı sona erdirdi. Eve havan topu düşmüştü…

İki oÄŸlunu ÅŸehit veren Halide, komÅŸularından beyaz bir çuval istedi. OÄŸullarının parçalarını aÄŸaçlardan, kayalardan toplayıp o beyaz çuvala koydu. Sonra…

Sonra komÅŸularından beyaz bir çuval daha istedi. KomÅŸuları ÅŸaşırdı. Acısına verdiler. Ancak…

Halide Boyadzic ikinci çuvala bombayla paramparça olan güvercinlerin cansız bedenlerini toplayıp koydu. “Bunlar da benim çocuklarım, onları da kendi ellerimle gömeceÄŸim” dedi…

KIZAK KAYAN ÇOCUKLAR

Saraybosna tepelerine keskin Sırp nişancılar yerleşmişti. Uzun namlulu silahlarıyla Bosnalıları tek tek öldürüyorlardı. Herkes sığınaklarda yaşıyordu. Ancak bir gün değil, bir hafta değil, bir ay değil kuşatma 44 ay sürdü.

Gün geldi; çocuklar havasız renksiz sığınıklarda yaşamaktan bıktılar. Her ne kadar onları eğlendirmek için sığınıklarda şarkılı oyunlar düzenlense de çocuklar dışarıda koşmak, oynamak istiyordu.

Ve bir gün…

2 Ocak 1994. Öğle üzeri…

Dışarıda kar yağdığını öğrenen altı çocuk, kızakla kaymak için sığınıktan gizlice çıktılar.

13 yaşındaki Nermin, 12 yaşındaki Indira, 11 yaşındaki Daniel, 8 yaşındaki Mirza ve Admir ile 5 yaşındaki Jasmina neşeyle kaymaya başladılar.

Sığınıktaki anneler, silah sesleriyle dışarıya fırladı. Kar, kan kırmızıya boyanmıştı. Altısı da ölmüştü. Altısı da yıkanmadan, “karanlığa okunan ezanlardan” sonra topraÄŸa verildi.

SABAHA KARÅžI

ÅžiÅŸli’deki o mütevazı ofiste o gün gözyaÅŸlarımızı birbirimizden sakladık…

Komutan, o sıcak günlerde Saraybosna’da bir gece sabaha karşı nasıl sandalyeye çöküp hüngür hüngür ağladığını anlattı:

“Yorucu bir çatışmadan çıkmıştık. Tan aÄŸarmaya baÅŸlamıştı.

Bizimle çatışmalara giden kadınlar da vardı. Çoğu daha önce eline silah bile almamıştı. Ama şimdi hepsi askerdi. Hepsini onar kişilik takımlara bölmüştüm; hepsinin başına da içlerinden birini ’komutan’ atadım.

Savaşa rağmen hayat devam ediyordu. Kahvaltı yapmaları için, Türkiye’den gelen büyük bir kaşar peynirini onlara verdim. Sevindiler.

Bir köşeye çekilip çayımı içerek dinlenmeye başladım; istemeden gözlerim komutan kadına çevrildi. Kadın peyniri on parçaya değil on bir parçaya ayırdı. Hem merak ettim hem de biraz sinirlendim; on kişiydiler, ama o on bir parçaya ayırmıştı peyniri. Böldüğü peynirleri tek tek dağıttı; kendisine iki parça alınca, yerimden fırladım ve bağırmaya başladım. Hırsızlıktı bu. Savaşta bunun cezası ölümdü.

Bağırmama, sözlerime kadınlar çok şaşırdı. Korktular. Yardımcım Bosnalı asker olayı açıkladı:

Kadın on birinci parçayı mahallesindeki yatalak yaşlı bir kadın için almıştı.

Ancak yatışmamıştım; çünkü Bosnalı kadının peynir götürdüğü ihtiyar kadın Sırp’tı!

Üstelik, bu Sırp ihtiyar kadının oğlu, kendisini besleyen Bosnalı kadının gelinini ve torununu öldürüp Çetniklerin yanına dağa kaçmıştı.

Savaşın gerginliğiyle ağzıma ne geldiyse söyledim; silahımı alıp dışarı çıkacakken kadınlar yolumu kestiler. Peynirleri getirip önüme koydular.

Kadın, ’Komutan, sen nasıl Müslüman’sın; o ihtiyar komşumun ne suçu, ne günahı var; o bir şey yapmadı ki; oğlu yaptı!’ dedi.

Birden dona kaldım. Ne diyeceÄŸimi bilemedim. Sandalyeye çöktüm, hüngür hüngür aÄŸladım…”

SIRP POLİS VESNA

Bu acımasız savaÅŸta topyekûn birilerine “iyi”; birilerine “kötü” derseniz, polis Vesna Doyuz’a haksızlık yaparsanız.

Vesna Sırp’tı. Ama savaşta Bosnalı Müslümanların safında yer aldı. 30 kişilik birliğiyle İgnam Dağları’nda Sırp Çentiklere karşı savaştı. Ve bir gün yardımcısı Adnan ile birlikte şehit düştü. Mezarı Bayramiç’teki şehit mezarlığındadır.

Bitmedi: Vesna öldüğünde oğlu Teo on yaşındaydı. Aradan yıllar geçti; Teo Türkiye’de askeri okulda okudu.

Bugün üsteÄŸmen rütbesinde Bosna-Hersek Ordusu’nda görev yapıyor. ArkadaÅŸlarına babasının nasıl bir kahraman olduÄŸunu anlatıyor…

’ÜNİFORMAYI ÇIKARDI’

Bosna-Hersek’te Müslümanların etnik bir soykırıma tabi tutulduğunu Türk Devleti biliyordu.

Biliyordu ama uluslararası sözleÅŸmeler gereÄŸi diplomasi dışında pek “bir ÅŸey” de yapamıyordu.

İşte bizim komutan etnik savaşın baÅŸladığı o ilk günlerde aklına “tüccar” olmayı koydu. En iyi “pazar” da Saraybosna’ydı.

“Üniformasını çıkardı” ve Saraybosna’nın yolunu tuttu.

Bosnalılara “ticaretin inceliklerini” öğretti!

Görevi bitince, pardon “ticareti” bırakınca, tekrar üniformasına kavuÅŸtu!

O, isimsiz-mezarsız-idealist kahramanlardan sadece biriydi…

Komutanın adı ne miydi?

Cuma günü Star TV’de baÅŸlayacak “Ölüm Çiçekleri/Saraybosna” dizisinde, biz ona “Cemil” adını verdik…



Saraybosna’daki ’ölüm çiçekleri’nin hikáyesi

BOSNA’da bugüne kadar 300 toplu mezar bulundu.Rivayet odur ki:Bosnalılar savaş sırasında artık sayıları yok olmak üzere olan kelebekleri takip ederlermiş.

Bilirlermiş ki kelebekler dağların, tepelerin en ıssız yerlerinde yetişen bir çiçeğin üstüne konarmış. Kelebeklerin konduğu o çiçekler, sadece toplu mezarların bulunduğu yerlerde yetişirmiş.

Bu çiçeÄŸe “ölüm çiçekleri” adını vermiÅŸ Bosnalılar. Bosnalılar, o kelebekler, o çiçekler sayesinde ölülerine kavuÅŸmuÅŸlar. Ve bugün bir kelebek görseler hemen heyecanlanıp peÅŸine düşüyorlar.

Çünkü 18 bin kiÅŸi hálá kayıp…

FATİH’İN FERMANI

Bosnalı Müslümanlar savaştan en çok zarar gören kesim oldu. Bunun sebebi olarak; erken davranıp silahlanmamaları; hızla örgütlenememeleri ve savaşmayı bilmedikleri gibi nedenler gösterilmektedir.

Aslında asıl neden bunlar değildi.

Asıl neden; onlar hálá Osmanlı’ydı!

Onlar hálá Fatih Sultan Mehmed’in 1478 yılındaki fermanına inanıyorlardı:

“Ben Fatih Sultan Mehmed Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki, kendilerine bu padiÅŸah fermanı verilen Bosnalı rahipler ve kiliseler ile her din ve milletten herkes himayem altındadır ve emrediyorum ki, ne padiÅŸahlık eÅŸrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkárlardan, ne de imparatorluk vatandaÅŸlarından hiç kimse bu insanların özgürlüklerini sınırlamayacak ve onlara zarar vermeyecektir!”Bosnalı Müslümanlar, Yugoslavya’yı bir arada tutan MareÅŸal Tito’nun da bu fermana baÄŸlı kaldığını biliyorlardı.Ancak.

Doğu Bloku’nun yıkılması Yugoslavya’yı da parçaladı; 6 bağımsız, 2 özerk cumhuriyet kuruldu.

Bosna-Hersek’te 1 Mart 1992 tarihinde yapılan referandumda halkın yüzde 99.4’ü bağımsızlığı onaylayınca, Sırplar, Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’yı kuşattı. Mahalleler bölünmeye, barikatlar kurulmaya başlandı.

5 Nisan günü, çoğunluğu genç olan Bosnak, Hırvat ve Sırp gençler barış mitingi düzenlediler. İlk ateş bu mitingde açıldı; iki gencecik kız öldürüldü.

“Ölüm Çiçekleri/Saraybosna” dizisi iÅŸte bu barış mitingiyle baÅŸlıyor.

Komutanla sohbetlerimiz sürerken, -artık Cüneyt de (Özdemir) katılmaya başlamıştı- o günlerde ilginç bir olay yaşadık.

NEDEN BÖYLE BİR DİZİ

Bizim apartmandaki her dairenin kapısına küçük naylon poÅŸet içinde bir rozet bırakılmıştı. Rozetin üstünde; “Türk bakkaldan alışveriÅŸ yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor” yazıyordu!

Benzer rozetler Cüneyt’in oturduğu mahallede de dağıtılmıştı. Rozetteki mesaj açıktı; Kürtlerden alışveriş yapmayın!

Bu Türkiye’de ilk kez oluyordu.

Rozetleri dağıtanlar bu olayın nelere yol açacağını bilmiyordu belki.

Belki, iç savaşın; kardeş kavgasının neye mal olacağını hesaplayamıyorlardı.

“Ölüm Çiçekleri/Saraybosna” bu rozet olayından sonra doÄŸdu.

İstedik ki, bu diziyi izleyen Türkiye’deki sağcılar, solcular, İslamcılar, komünistler, Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar, Hıristiyanlar, Yahudiler; bu topraklarda yaşayan herkes birbirine sarılsın.

Aksi durumda akıllarına bile gelmeyecek olayların yaşanacağını bilsinler.

Bosna acılı bir örnekti.

Yeter ki ders almasını bilelim…

Soner Yalçın

Kaynak: odatv.com



Ölüm Çiçekleri Özel Haber
Comment on Mart 20th, 2008

tek kelimeyle mükemmel karabağ ve halepçedeki soykırımların da ayrıca ele alınmasını çok isterim

Konu hakkinda goruslerinizi asagidaki bos alana yazabilirsiniz.





Olum Cicekleri

Katre Katre Muzigi
Olum cicegi Jenerik
Olum cicegi nedir
Olum cicegi dizi konusu nedir ?
Bosnada 10 Dakika

Kurtlar Vadisi Pusu
Kan Uykusu
eXTReMe Tracker
Sayfada yer alanlar ancak izin alinarak ve kaynak gosterilerek kullanilabilir.
Bu site olum cicekleri dizisinin resmi sitesi degildir. Resmi site Odatv.com'dur. Burasi dizinin fan club sitesidir..
Materyallerimizin izin alinmadan kopyalanmasi ve kullanilmasi 5846 sayili Fikir ve Sanat Eserleri Yasasina gore suctur.