Gonderilme : Çarşamba, Şubat 20th, 2008 Saat: 23:12

Sırpların Bosna-Hersek’te gerçekleÅŸtirdikleri katliam 1992 yılı boyunca bütün İslâm dünyasında gündemin birinci konusu idi.

DoÄŸu blokunda ortaya çıkan bağımsızlık hareketlerinin etkisiyle altı cumhuriyetle iki özerk bölgeden meydana gelen Yugoslavya federasyonunun dağılması üzerine sözkonusu altı cumhuriyetten biri durumundaki Bosna-Hersek’te de 1 Mart 1992 tarihinde halkın bağımsızlığı isteyip istemediÄŸinin ortaya çıkarılması amacıyla bir referandum gerçekleÅŸtirildi. Bu referanduma katılanların % 99.43′ü bağımsızlığa “evet” oyu verdi.

Bosna-Hersek yönetiminin de bu sonuca dayana- rak bağımsızlık kararı alması üzerine bu cumhuriyetteki Sırp milislerin lideri Radovan Karaciç “bağımsızlığı kabul etmeyeceÄŸiz. EÄŸer Bosna bağımsız olursa, Müslüman, Sırp ve Hırvatların çatışmasından kaçamayız. Umarım bu bir uyarı olur.

Aksi takdirde, Kuzey İrlanda, Bosna-Hersek’in yanında bir tatil merkezi gibi kalır” diye açıklama yaptı. Bunun yanısıra Radovan Karaciç’e baÄŸlı Sırp milisler de, bağımsızlık kararı alan cumhurbaÅŸkanı Aliya İzzet Begoviç’in liderliÄŸindeki Bosna-Hersek yönetimini zor durumda bırakmak amacıyla yollara barikatlar kurmaya, yer yer Müslüman yerleÅŸim merkezlerine saldırılar düzenlemeye ve hayatı zorlaÅŸtırmayı amaçlayan eylemler düzenlemeye baÅŸladılar.

Zaman içerisinde Sırbıstan Cumhuriyeti’nden gelen milisler ve federal ordunun da destek saÄŸlaması ile Müslümanlara yönelik saldırılar ÅŸiddetlendi. Artık Sırp saldırıları kademe kademe bir katliama dönüşüyordu.

Sırpların saldırılarının ÅŸiddetlenmesi üzerine 19 Mart 1992 tarihinde Bosna-Hersek baÅŸbakan yardımcısı Muhammed Cengiç, Türkiye’ye gelerek yardım istedi. Ancak Türkiye, uluslararası platformdaki bazı giriÅŸimlerin dışında Bosna-Hersek’e fiili herhangibir yardımda bulunmadı. Türkiye’nin yardımda bulunmaması Sırp milislere daha da cesaret kazandırdı. Çünkü Sırplar, Bosna-Hersek Müslümanlarına destek saÄŸlayabilecek tek ülke olarak Türkiye’yi görüyorlardı.

Sırplarla Müslümanlar arasında Mart ayının sonuna doÄŸru gerçekleÅŸtirilen ateÅŸkes bir hafta sonra Sırplar tarafından bozuldu ve Bosna-Hersek’ in bağımsızlığına karşı çıktığından dolayı Sırp milislere destek veren Yugoslav Federal Ordusu Bosna-Hersek’in baÅŸkenti Saraybosna’ya girerek havaalanını iÅŸgal etti. Sırp iÅŸgallerinin baÅŸlaması ile birlikte Bosna-Hersek Müslümanları da can endiÅŸesi ile vatanlarını terketmeye baÅŸladılar. Toplu göç hareketi ilk olarak, Sırpların, halkının % 70′i Müslüman olan Zvornik ÅŸehrini iÅŸgal etmeleriyle baÅŸladı. 13 Nisan 1992 tarihinde de 140 bin Müslüman evini yurdunu bırakarak Bosna-Hersek dışına göçetti.

Sırp milisler işgal ettikleri yerlerde esir ettikleri Müslümanlara çok kötü muamele ediyor, pek çoklarını da insafsızca öldürüyorlardı. Üstelik bu katliamları gerçekleştirirken yaşlı, genç, çocuk, kadın ayrımı yapmıyorlardı. Mesela 15 Nisan 1992 tarihinde Biyelyina şehrine girdiklerinde bin Müslümanı çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmadan öldürmüşlerdi. Sırpların bu uygulamaları Müslümanların göç hareketine daha da hız kazandırdı. Çünkü henüz toprakları işgal edilmemiş olan Müslümanlar da gelecekleri açısından endişeye kapılıyor ve Sırpların kendi topraklarına da girerek işgal etmiş oldukları bölgelerde ele geçirdikleri Müslümanlara yaptıklarının aynısını kendilerine de yapabileceklerini düşünüyorlardı.

Bosna-Hersek Müslümanlarını en çok sıkıntıya sokan durum da, Avrupa’nın üçüncü büyük ordusu durumundaki Yugoslavya Federal Ordusu’nun Sırp çetnikleri (milisleri) ile birlikte hareket etmesi, onlara her bakımdan destek vermesiydi. Buna karşılık Müslümanların arkalarında herhangibir askeri destek olmadığı gibi Sırp saldırganlar karşısında direnen Müslümanlar silah yönünden çok geri durumdaydılar. Ayrıca Sırp milislerin birçoÄŸu daha önce Hırvatistan ve Slovenya’da bir savaÅŸ tecrübesi kazanmışlardı. Müslüman mücahitler ise bu tecrübeyi Sırp milisler karşısında verecekleri silahlı mücadele ile kazanacaklardı.

Bunun yanısıra Bosna-Hersek Müslümanlarının dış dünyadan önemli bir destek görememeleri, daha önce Sırplara karşı Slovenlere ve Hırvatlara doÄŸrudan destek veren ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin Sırpların Bosna-Hersek’te gerçekleÅŸtirdikleri katliamları bazı ufak tefek kınamalarla geçiÅŸtirmeleri ve geliÅŸmelere genellikle seyirci kalmaları Müslümanların daha da zor durumda kalmalarına sebep oluyordu. Hatta bunun da ötesinde ABD ve Avrupa ülkeleri Müslümanların Sırp saldırıları karşısında direniÅŸe geçmelerini hoÅŸ karşılamadıklarını ifade etmekten kaçınmıyorlardı.

Mesela ABD DışiÅŸleri bakanlığı sözcüsü Margaret Tutwiller Müslümanların direniÅŸe geçmeleri üzerine yaptığı açıklamasında Hırvat milislerin ardından Müslüman milislerin çarpışmaya girdiklerine iÅŸaret ettikten sonra “Mevcut durum içerisinde hiç kimse masum deÄŸildir” ifadesini kullandı.

İşte bütün bu sebeplerden dolayı Sırp milisler çok geçmeden Bosna-Hersek’in baÅŸkenti Saraybosna’da kontrolü ele geçirdiler. Bunun yanısıra Bosna-Hersek’in önemli merkezlerini iÅŸgal etmeyi de baÅŸardılar. Sırplar iÅŸgal ettikleri yerlerde hem yukarıda belirttiÄŸimiz üzere bir katliam hem de yıkım gerçekleÅŸtiriyorlardı. Özellikle camileri ve İslâmi izler taşıyan muhtelif tarihi eserleri yıkmaya özen gösteriyorlardı.

Sırp saldırılarının iyice ÅŸiddetlenmesi üzerine meseleye görüşmeler yoluyla çözüm bulunması için arayışlara girildi. Bu amaçla 28 Nisan 1992 tarihinde Portekiz’in baÅŸkenti Lizbon’da, Avrupa TopluluÄŸu’nun Yugoslavya özel temsilcisi Jose Gutelheior’un baÅŸkanlığında bazı görüşmeler baÅŸlatıldı. Bu görüşmelere baÅŸlangıçta katılmayan Bosna-Hersek cumhurbaÅŸkanı Aliya İzzetbegoviç daha sonra katılmaya karar verdi. Ancak bu görüşmelerde çözüm konusunda herhangibir ilerleme saÄŸlanamadı. Üstelik Yugoslav Federal Ordu birlikleri Bosna-Hersek cumhurbaÅŸkanı İzzetbegoviç’i Lizbon’dan ülkesine döndüğü sırada rehin alarak 24 saat rehin tuttular.

Federal ordu birlikleri zaman zaman Saraybosna’nın bazı bölgelerini top ve füze ateÅŸine tutuyorlardı. Hatta federal orduya baÄŸlı uçakların Saraybosna’ya yakın tepelerden Dervanta’ya kimyasal veya biyolojik silah attıkları bildirildi. Bunun yanısıra Sırpların Saraybosna’da öldürdükleri Müslümanların cesetlerini toplu mezarlara gömdükleri veya dere kenarlarına attıkları tesbit edildi.

Sırp saldırılarının ÅŸiddetlenmesi üzerine BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in müdahalede bulunması için çaÄŸrıda bulunuldu. Bosna-Hersek dışiÅŸleri bakanı, BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in Körfez savaşında olduÄŸu gibi Bosna-Hersek’te de bir askeri operasyon gerçekleÅŸtirmesini istedi. Ancak BirleÅŸmiÅŸ Milletler Güvenlik Konseyi sadece, Yugoslavya federal ordusuna Bosna-Hersek topraklarından çekilmesi için çaÄŸrıda bulunmakla yetinerek doÄŸrudan müdahalede bulunmak için durumun müsait olmadığını ileri sürdü. Bu arada Avrupa TopluluÄŸu Yugoslavya özel temsilcisi Lord Carington da yaptığı açıklamasında, çatışmaların devam etmesi halinde yapılacak bir ÅŸeyin olmadığını ileri sürdü. Gerek BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in ve gerekse Avrupa TopluluÄŸu’nun Bosna-Hersek’ te gerçekleÅŸtirilen katliam karşısında bu derece pasif kalmaları Sırplara daha da cesaret kazandırıyordu.

11 Mayıs 1992 tarihinde İslâm Konferansı Örgütü tarafından yayınlanan bir bildiride bütün İslâm ülkelerinin Bosna-Hersek’e yardımda bulunması istendi. İslâm Konferansı Örgütü, BirleÅŸmiÅŸ Milletler teÅŸkilatını da Bosna-Hersek’teki katliamı durdurmak için müdahalede bulunmaya çağırdı.

BirleÅŸmiÅŸ Milletler Güvenlik Konseyi, yapılan çaÄŸrılar üzerine 31 Mayıs 1992 tarihinde toplanarak Sırbistan ile KaradaÄŸ’ın oluÅŸturduÄŸu yeni Yugoslavya Federasyonu’na bazı yaptırımlar uygulanmasını kararlaÅŸtırdı. 757 sayılı bu BM Güvenlik Konseyi kararında yeni Yugoslavya Federasyonu’ndan Bosna-Hersek’in içiÅŸlerine karışmaması ve bütün milis güçlerini bu cumhuriyetten çekmesi istendi.

Daha sonra 1 Haziran 1992 tarihinde yine BM’nin giriÅŸimiyle bir ateÅŸkes saÄŸlandı. Ancak Sırplar bu ateÅŸkesi hemen bir gün sonra bozarak yeniden baÅŸkent Saraybosna’yı top ateÅŸine tutmaya baÅŸladılar. BM Güvenlik Konseyi’nin 757 sayılı kararı da askeri bir baskı ile desteklenmediÄŸinden ve yaptırımlar da ciddi bir ÅŸekilde uygulanmadığından Sırplar üzerinde caydırıcı bir etki yapmamıştı. Aliya İzzetbegoviç’in Bosna-Hersek’ deki çarpışmaların durdurulması için BM tarafından askeri birlikler gönderilmesi talebi, BM genel sekreteri Butros Gali tarafından “böyle bir ÅŸeyin çok riskli olacağı” iddiası ile reddedildi.

ABD baÅŸkanı George Bush da, Sırbistan ve KaradaÄŸ’a karşı uygulanan yaptırımların etkisini göstereceÄŸini ileri sürerek bu ülkelere askeri müdahalede bulunmanın gereksiz olacağını ileri sürdü. BM bazı incelemelerde bulunmaları üzere gönderdiÄŸi barış gücü temsilcilerini de 17 Mayıs 1992 tarihinde geri çekti. Daha sonra BM tarafından gönderilecek yardımların belli yerlere ulaÅŸtırılmasının saÄŸlanması amacıyla bazı barış gücü birlikleri gönderildi. İngiltere de aynı gün yaptığı açıklamasında Bosna-Hersek’e çekiç güç gönderilmesine kesinlikle karşı olduÄŸunu bildirdi. Öte yandan NATO, 4 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, yeni Yugoslavya Federasyonu’na BM tarafından uygulanan yaptırımlara destek saÄŸlanması amacıyla askeri müdahalede bulunulmasına karşı olduÄŸunu bildirdi.

Avrupa ülkelerinin, ABD’nin ve BM, NATO, AT gibi uluslararası teÅŸkilatların olaylara doÄŸrudan müdahalede bulunmaktan kaçınmalarından cesaret alan ve dolayısıyla BM’nin giriÅŸimleri ile gerçekleÅŸtirilen ateÅŸkes anlaÅŸmalarını da bir gün sonra hemen bozan Sırp milisleri saldırı çemberlerini gittikçe geniÅŸlettiler.

8 Temmuz 1992 tarihinde yeni Yugoslavya Federasyonu’nun Avrupa Güvenlik ve İşbirliÄŸi Konferansı (AGİK) üyeliÄŸinin askıya alınması kararlaÅŸtırıldı.

10 Temmuz’da AGİK 4. İzleme Konferansı’nın bitiminde yayınlanan bir deklarasyonda Bosna-Hersek’teki olaylardan Belgrad yönetiminin sorumlu olduÄŸu bildirildi. Aynı paralelde NATO tarafından da yeni Yugoslavya’ya uygulanan yaptırımları denetlemek amacıyla Adriyatik denizine bir deniz gücü yerleÅŸtirilmesi kararlaÅŸtırıldı. Bu deniz gücü 16 Temmuz tarihinde göreve baÅŸladı. Aynı günlerde yeni Yugoslavya’nın yeni baÅŸbakanı Milan Paniç İspanya’da yayınlanan El Mundo gazetesine verdiÄŸi demeçte ABD baÅŸkanı George Bush ile dışiÅŸleri bakanı James Baker’in ülkesine müdahale edilmeyeceÄŸi yolunda kendisine söz verdiklerini bildirdi.

17 Temmuz tarihinde yine AT temsilcisi Jose Gutelheior’un baÅŸkanlığında Londra’da yürütülen barış görüşmeleri sonucu taraflar arasında 18 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe girecek 14 günlük bir ateÅŸkes anlaÅŸması imzalandı. Ancak Sırplar bu ateÅŸkes anlaÅŸmasını da iki gün sonra ihlal ederek yeniden saldırıları baÅŸlattılar.

BM Güvenlik Konseyi’nin yaptırım kararları da Sırpları çok fazla etkilemediÄŸi halde Müslümanları bazı yönlerden olumsuz olarak etkiledi. Çünkü BM barış gücü kuvvetleri bu karar gereÄŸince Müslümanların dışardan silah almalarını engellediler. Mesela Müslüman BoÅŸnaklara silah temin etmek için Saraybosna’ya giden bir İran uçağı, BM barış gücü birlikleri tarafından yükünü boÅŸaltmadan dönmeye zorlandı. BM güçleri Müslüman boÅŸnakların baÅŸka yollardan silah temin etmelerini de büyük ölçüde engellemeye çalıştılar. Öte yandan Sırplar Yugoslavya federal ordusunun mirasına konduklarından önemli bir silah stoÄŸuna sahip oldukları gibi bazı ülkelerden gizli yollarla silah da temin edebiliyorlardı. Öte yandan Bosna - Hersek yetkilileri Adriyatik Denizi’ne yerleÅŸtirilen NATO deniz birliklerinin de yeni Yugoslavya’ya uygulanan yaptırımların delinmesini önleyemediklerini bildirdiler.

Sırplar, iÅŸgal ettikleri Bosna-Hersek toprakları üzerinde “Bosna Sırp Cumhuriyeti” adıyla yeni bir cumhuriyet ilan ederek devlet baÅŸkanlığına da Sırp milislerin lideri Radovan Karaciç’i getirdiler.

26 AÄŸustos 1992 tarihinde Londra’da “Uluslararası Yugoslavya Konferansı” adıyla bir konferans baÅŸlatıldı. Ancak bu konferansta katliamı gerçekleÅŸtiren Sırpları dize getirmeyi amaçlayan ciddi bir karar alınmazken, konferans sonunda yayınlanan bildiride tarafların müzakereler yoluyla yapılacak sınır deÄŸiÅŸikliÄŸine hazır olmaları istenerek Bosna-Hersek’in savaÅŸ öncesi sınırlarının deÄŸiÅŸebileceÄŸi ima edildi. Bu ifade, Sırpların Bosna-Hersek topraklarını bölme planlarının Avrupa ülkeleri tarafından kabul gördüğü anlamını taşıyordu. Bosna-Hersek devlet baÅŸkanı yardımcısı Stepan Kljejic de Londra konferansı ile ilgili açıklamasında bu konferansın tam bir felaket olduÄŸunu dile getirdi.

Alman gazetelerinden Frankfurter Allgemeine’nin, BM birliklerinin Batı Bosna’da Sırp birliklerine lojistik destek saÄŸladığı yolundaki iddiası da, sözkonusu teÅŸkilatın Sırp saldırılarının durdurulması için gerçekleÅŸtirdiÄŸi birtakım diplomatik giriÅŸimlerin ciddi olmadığını ortaya koyuyordu. Frankfurter Allgemeine gazetesi, BM birliklerinin himayesinde Batı Bosna’da bir hava köprüsü oluÅŸturularak Sırp birliklerine askeri malzeme temin edildiÄŸini ileri sürmüştü. Bu gibi haberlerin ortaya çıkmasından hemen sonra ABD yönetimi de dikkatleri baÅŸka yönlere çekmek amacıyla, Müslümanların BM kontrolüne verilen Sırplara ait ağır silahların toplandığı yerleri bombaladıklarını ileri sürdü. ABD yönetimi Bosna-Hersek’teki çatışmaların sorumlusu olarak Sırpları ve Belgrad yönetimini görürken Saraybosna yönetiminin ve Müslümanların da bu çatışmaları kışkırtıklarını ileri sürdü.

BM Genel Kurulu 23 Eylül 1992 tarihinde aldığı bir kararla Sırbistan ile KaradaÄŸ’ın oluÅŸturduÄŸu yeni Yugoslavya Federasyonu’nu BM Genel Kurulu üyeliÄŸinden çıkardı. Ancak BM Güvenlik Konseyi de aynı tarihte, yeni Yugoslavya’nın tekrar üyeliÄŸe alınabilmesi için yeniden müracaatta bulunması üzere bir tavsiye kararı aldı.

7 Ekim 1992 tarihinde Bosna-Hersek’in baÅŸkenti Saraybosna’nın silahtan arındırılması üzere Cenevre’de birtakım görüşmeler baÅŸlatıldı. Ancak Bosna-Hersek cumhurbaÅŸkanı İzzetbegoviç Sırp saldırıları devam ettiÄŸi sürece bu görüşmelerin sonuç getirmeyeceÄŸini ifade ederek Cenevre toplantısına katılmadı.

BM Güvenlik Konseyi, 9 Ekim 1992 tarihinde Bosna-Hersek hava sahasının BM uçakları dışında bütün uçaklara kapatılmasını kararlaÅŸtırdı. Ancak Bosna-Hersek’in BM daimi temsilcisi bu kararın en baÅŸta kendi aleyhlerine olacağına dikkat çekerek, “Sırplar uçak kullanamayacak ama biz de dost ülkelerden yardım alamayacağız” diye konuÅŸtu. Bundan sonraki tarihlerde BM Güvenlik Konseyi’ne, Bosna-Hersek’e uygulanan ambargodan en çok saldırıya maruz kalan Müslümanların zarar gördükleri hatırlatılarak bu ambargonun kaldırılması teklif edildi ancak Güvenlik Konseyi bu teklifleri reddetti. Bosna-Hersek cumhurbaÅŸkanı Aliya İzzetbegoviç BM’nin bu tutumu dolayısıyla, Yugoslavya konferansı eÅŸbaÅŸkanlarından Cyrus Vance’a gönderdiÄŸi mektupta Bosna-Hersek’e yönelik silah ambargosunun büyük adaletsizlik olduÄŸunu bildirdi. İzzetbegoviç mektubunda ÅŸunları söyledi: “Silah ambargosunun kaldırılmasının Bosna Hersek’teki savaşı kızıştıracağını söylediniz. Ancak savaÅŸ ÅŸu anda, özellikle ambargo sebebiyle zaten olabileceÄŸi kadar kızgın…SavaÅŸ saldırganların silaha sahip olması bizim ise silahımızın olmaması sebebiyle devam ediyor. İki tarafı da eÅŸit kabul etmeniz benim milletim için büyük bir adaletsizlik. Saldırganın bizi yoketmesine yardım ettiÄŸinizi düşünüyorum”.

Uluslararası Yugoslavya Konferansı eşbaşkanları Cyrus Vance ile Lord Owen tarafından 6 Kasım 1992 tarihinde Sırplara ellerindeki ağır silahları teslim etmeleri üzere çağrı yapıldı ve bunun için bir hafta süre tanındığı bildirildi. Ancak bir hafta içinde Sırpların silahlarını teslim etmemeleri durumunda ne şekilde cezalandırılacakları yolunda herhangibir açıklamada bulunulmadı. Dolayısıyla Sırplar bu çağrıyı da pek nazarı itibara almadılar. Çünkü silahlarını teslim etmemeleri durumunda herhangi bir şekilde cezalandırılmayacaklarını biliyorlardı.

11 Kasım 1992 tarihinde BM özel temsilcisi Cyrus Vance ve Avrupa TopluluÄŸu arabulucusu Lord Owen’in giriÅŸimleri ile taraflar arasında bir ateÅŸkes anlaÅŸması imzalandı. Ancak Sırplar bu ateÅŸkes anlaÅŸmasına uymayarak saldırılarını sürdürdüler.

Sırplar bundan sonraki tarihlerde de değişik vesilelerle ateşkes anlaşmaları imzaladılar. Ancak anlaşmanın gerçekleştirilmesinin üzerinden bir kaç saat bile geçmeden yine kendileri bu anlaşmaları bozuyorlardı. Sırpların bu tutumları onların ateşkes anlaşmalarını da bir oyalama, bazı zor durumları atlatma taktiği olarak kullandıklarını gösteriyordu.

İslâm Konferansı TeÅŸkilatı genel sekreteri Hamid el-Gabid Kasım ayı ortalarında gerçekleÅŸtirdiÄŸi Bosna-Hersek ziyaretinden sonra İslâm ülkelerini Bosna-Hersek’in Sırp saldırılarından korunması için doÄŸrudan müdahalede bulunmaya çağırdı. Ancak bu çaÄŸrı üzerine harekete geçen bir ülke olmadı.

25 Kasım 1992 tarihinde Türkiye’nin çaÄŸrısıyla, İstanbul’da, Bosna-Hersek’te yaÅŸanan durumun görüşülmesi ve bu bölgedeki savaşın bütün Balkanlar’a yayılmasının engellenmesi için alınabilecek tedbirler üzerinde durulması amacıyla bir zirve gerçekleÅŸtirildi. Yunanistan, Sırbistan ve KaradaÄŸ’ın dışındaki bütün Balkan ülkelerinin katıldığı zirve sonunda yayınlanan ortak bildiride Sırp saldırılarının bütün Balkan ülkelerini tehdid ettiÄŸine dikkat çekildi. Ancak zirve Bosna-Hersek probleminin çözümü açısından yeni bir ÅŸey ortaya koymadı.

Bu olayın hemen arkasından 1 Aralık 1992 tarihinde Suudi Arabistan’ ın Cidde ÅŸehrinde İslâm ülkeleri dışiÅŸleri bakanları Bosna-Hersek kriziyle ilgili bir toplantı gerçekleÅŸtirdiler. Bosna-Hersek dışiÅŸleri bakanı Haris Slaciç de toplantı baÅŸlamadan önce yaptığı açıklamada bu toplantının Bosna-Hersek için son ümit olduÄŸunu söyledi. Ancak bu toplantıda Bosna-Hersek’le ilgili olarak alınan kararlar sadece tavsiye kararları olmaktan ileri geçemedi. DoÄŸrudan müdahale yönünde herhangibir karar alınmadı. Öte yandan İslâm ülkelerinin askeri müdahalede bulunmalarının sözkonusu olabileceÄŸi yönündeki söylentiler üzerine Yugoslavya Konferansı eÅŸbaÅŸkanları Vance ve Owen bir açıklama yapma ihtiyacı duyarak askeri müdahaleye karşı olduklarını bildirdiler. Bu açıklama aynı zamanda İslâm ülkelerine karşı bir gözdağı anlamı taşıyordu. Daha sonra Bosna-Hersek’teki BM Barış Gücü Komutanı Philippe Morillow Bosna-Hersek’e askeri müdahalede bulunmanın imkânsız olduÄŸu yönünde açıklamada bulundu.

Sonuçta gerek uluslararası kuruluÅŸların ve gerekse Batı ülkelerinin olayları yaptırım gücü olmayan kararlarla geçiÅŸtirmeleri gerekse Bosna-Hersek Müslümanlarına en büyük yardımı yapmaları gereken İslâm ülkelerinin dışa bağımlı politikalarından kaynaklanan ilgisizlikleri Bosna-Hersek’i acı ve ızdıraplara boÄŸdu. 1992 yılının sonuna gelindiÄŸinde yaklaşık 140 bin Bosna-Hersek’li öldürülmüş, çoÄŸu Müslüman olmak üzere 2.5 milyon Bosna-Hersek’ li de yurtlarını terkederek komÅŸu ülkelerin topraklarına sığınmak zorunda kalmıştı. Bosna-Hersek Müslümanlarına yardım edenler de genelde gönüllü İslâmi kuruluÅŸlardı. Yapılan açıklamalara göre 35 kadar İslami yardım kuruluÅŸu bu Müslümanların imdatlarına koÅŸmuÅŸtu.

Bazı uluslararası kuruluÅŸların Kızılhaç vasıtasıyla yaptıkları yardımlar ise genellikle Müslümanların ellerine ulaÅŸmıyordu. Bazı yetkililer Kızılhaç’a verilen yardımların Sırplara teslim edildiÄŸini onların da bunları parayla sattıklarını duyurdular. Bosna-Hersek’e yapılan yardımları koordine eden Merhamet teÅŸkilatının Sancak temsilciliÄŸi, Sırbistan ve KaradaÄŸ kızılhaç teÅŸkilatlarını BM’e ÅŸikayet ederek bu teÅŸkilatların Müslüman mültecileri Sırp çetniklerine teslim ettiklerini ileri sürdü.

http://www.vahdet.com.tr/isdunya/dosya3/0806.html

Not: (Bu Haber Sadece Bilgilendirme amaçlı yayınlanmıştır)
www.olumciceklerisaraybosna.com





Ölüm Çiçekleri Özel Haber

Konu hakkinda goruslerinizi asagidaki bos alana yazabilirsiniz.





Olum Cicekleri

Katre Katre Muzigi
Olum cicegi Jenerik
Olum cicegi nedir
Olum cicegi dizi konusu nedir ?
Bosnada 10 Dakika

Kurtlar Vadisi Pusu
Kan Uykusu
eXTReMe Tracker
Sayfada yer alanlar ancak izin alinarak ve kaynak gosterilerek kullanilabilir.
Bu site olum cicekleri dizisinin resmi sitesi degildir. Resmi site Odatv.com'dur. Burasi dizinin fan club sitesidir..
Materyallerimizin izin alinmadan kopyalanmasi ve kullanilmasi 5846 sayili Fikir ve Sanat Eserleri Yasasina gore suctur.